Çorum Yöresi
Görüntülenme: 2.881Çorum ve havalisinde oynanmakta bulunan başlıca raks çeşitleri şunlardır: Çorum Halayı, Türkmen kızı, (Kürdün Kızı), Hürünü, İğdeli Gelin, Yerli Zeybek. Kadın oyunları da vardır ayrıca.
1. Çorum Halayı: Umumiyetle 6-20 erkek tarafından davul zurna eşliğiyle yürütülen meydan oyunudur. Dört ana figürü vardır:
a. Ağırlama,
b. Oynatma,
c. Ortalama,
d. Hoplatma.
Oyun ağır baÅŸlar, gitgide hızlanır. Üç kısımlı oynandığı zaman “Oynatma, kalkar. Hoplatma kısmına “Yeldirme” de denir.
2. Türkmen Kızı (Kürdün Kızı): Umumiyetle kadınlarca yürütülen bu oyunun çok hoş taklitçi figürleri vardır. İki oyuncusundan biri erkek olmasa da erkek mevkiinde rol sahibidir. Hamur yoğurmak, yün tartmak, inek sağmak gibi günlük hayata dair temsilî bir oyundur. Altı telli sazın eşliğinde ve aynı isimdeki türküsü söylenirken -türkü sözlerinin isteklerine uyularak- icra edilir.
3. Hürünü: Bir kadın, bir erkek iki oyuncu tarafından oynanır. Bazı müstehcen figürleri vardır. Bozulmuş bir oyun olarak düşünülebilir.
4. İğdeli Gelin: Kadın erkek karma halde bu oyunda yer alırlar. Eski bir meydan oyunudur. Al’ka çekmekte gecikmez. Oyuncular önce elele tutuÅŸarak karşılıklı deyimler söyleÅŸtikten sonra, oyunun asıl hareket kısmı baÅŸlar. Çok manalı ve tartımlı (ritmik) figürler gösterir. Canlandırılmaya deÄŸer hoÅŸ bir oyundur. Umumiyetle davul zurna eÅŸliÄŸiyle oynanır.
5. Yerli Zeybek: Bu oyun çok yaygın olmamakla beraber, eski ve orjinal olduğu bellidir. Gelin rolünü oynayan kadın ortada, güvey ile öbür delikanlılar da ellerinde hançer olarak gelinin etrafında kıskanç ve dehşet verici hareketlerle oynarlar.
Yukarıdaki oyunlar dışında kadın meclislerinin, çeşitli oyunları da ayrı bir kısımdır, ayrıca incelenmeye değer.
Halay’a çıkan delikanlılar elele dizilirler. Hallerinde gururdan eser yoktur. Önce, baÅŸlar hafifçe öne eÄŸik vaziyet alırlar. AÅŸağılık duygusu uyandırmayacak haldeki bu durum tabiî bir tevâzuun ifadesi kaldığını derhal sezdirir. Davul gümbürdeyince birlikte eÄŸilip t’zimde (saygıyla selamlama) bulunurlar: “Her kime, herkes sevdiÄŸine hey!” Bunu haklı bir gururun doÄŸruluÅŸu takip eder. Davul zurna vuruÅŸunu tempoya, zurna da uzun çekiÅŸini Halay’ın kaidesine deÄŸiÅŸtirmekle, sekmeler baÅŸlar. Başı çeken idarecidir. Sonrakiler toplumu temsil edercesine başın yolunda yürürler. Ayaklar oya dokuyacaktır. Zevk inceliÄŸiyle bir mekik gibi örgülenirler. Bütün bir takım, seyirciler çevresinin tam ortasında bir mihver gibi hem coÅŸar, hem coÅŸtururlar. NaÄŸme çeÅŸitliliÄŸi ortasında figürler eÄŸilip bükülür.
Her iÅŸin düzgün ve iyi gittiÄŸini, arkadaÅŸlarının riayetle baÄŸlılığını gören baÅŸ idareyi güvenle yanındakine bırakır. Saygıyı sevgiyle karşılamak üzere ayrı ayrı her oyuncunun önüne gelip ayak intizamını bozmaksızın eldeki mendili omzuna atar ve arkadaşın boynuna sarılır gibi yapar. Karşısındaki de tabiatiyle temponun ‘hengi dairesinde mukabelede bulunur. AğırbaÅŸlılık içinde devam eden ilk kısımdan sonra gençler kızışırlar. Hedefe varmanın hıza baÄŸlılığını denemiÅŸlerdir. DeÄŸiÅŸen havayla Üçleme’ye geçiverirler.
Sabit bakışların ÅŸimÅŸek huzmeleri etrafa serpilivermiÅŸtir. Hıza raÄŸmen, tam temposunda olarak kimi yere deÄŸip kalkan ve kimi ileri fırlayan yekÅŸekil ayaklarda yine de temkin vardır. Âdeta ÅŸu atasözünün emrettiÄŸi dikkat ve özenle davranıldığı fark olunur: “EriÅŸir menzil-i maksuduna aheste giden, tîz-i reftar olanın p’yine d’men dolaşır.
Üçüncü kısım, yiğitlikteki azimli gururun tunçtan bir kale gibi âdeta duvarlaştığı bir merhaledir. Her hareket, âhenkli zıplayışlar, taban çarparak ileri fırlayışlar, göğüslerin inançla kabarışı, bütün bunlar hep hedefe şuurla koşuşmanın ifadeleridir.
En küçük bir yorgunluk izi hissettirmeyen tunçlaÅŸmış çehrelere güvenmemek nasıl mümkün olabilir? Birlikte yeri döven dizler iki çeliÄŸin çarpışması gibidir. Çünkü, kıyasıya düşmüşlerdir. YiÄŸitlerin omuz omuza kurduÄŸu ve tırmanmak istercesine yücelik külçe hali, som bir kalkan gibi kımıldanır. Dedeleri de her halde kımızla coÅŸunca aynı surette kucak kucaÄŸa sıkışıp ÅŸen bozkır gecelerinde Halay çekerek konukları heybete getirirlerdi. MaÅŸalama’ların mat ışıkları, ürpertili yıldız pırıltıları ve tabiat enginliÄŸinin yüce dekoru ortasında, halinden memnun ve ilerisine güvenli gölgeli kümeleri her halde yine böyle sevindirirlerdi.
Omuz omuza baÄŸlaşık kitlenin kenetli kol ve gövdeleri davul gümbürtüsüyle sıçraÅŸarak tabanlar efece yere çalındıkça kahraman ataların “Bir vuruÅŸta yerden su fışkırtma” efsanesi gerçekleÅŸir gibi olur. Hatıraların ted’isi (çaÄŸrışımı) gönülleri bu yolda sarıp sarmalar. Oyun bitince gözler âdeta soruÅŸurlar: Tek davul ve tek zurnanın bir nefeslik zemzemsiyle aÄŸaç, kuÅŸ ve bulutları ve hatta rüzgârı eÄŸlentisine katarak bütün seyircileri büyüleyip sürükleyen bu bir avuç delikanlı iÅŸ baÅŸa düşünce nelere muktedir olamazlar ki?
Bir oyunun öğretici tarifi pek tabiî olarak yukarıdaki duygulu ifadelerden farklı ve kuru olur. Ancak, böylesine coşkun intibalarda da seyircilerin coşkunluk derinliğini okumak mümkündür ve her oyun bir coşkunluk için oynanır.
Benzer Sayfalar:

